Duygu ALPTEKIN

Bir İşiniz Mi Var, Kariyer Sahibi Misiniz Yoksa Çağrınızın Peşinden Mi Gidiyorsunuz?


Çalışma hayatına başladığımız andan bu yana, ilgi duyduğumuz, yeteneklerimizi kullanabileceğimiz, hayallerimizi ya da daha kısıtlı anlamda isteklerimizi gerçekleştirebilecek kadar geliri sağlayabileceğimiz ve ilerleyebileceğimiz, mevki ya da statümüzü ilerletebileceğimiz bir konumu öngörür ya da arzularız. Bu anlamda teknik bilgimizi oluşturan uğraşa meslek, bize gelir getiren çalışma şekline iş, gelir ile mevki getirene kariyer deniyor günümüzde. Benim dikkatinizi çekmek istediğim kelime ise Türkçemizde pek karşılığı olmayan ama “çağrı” olarak anlamlandırabileceğimiz; kendimizi bulduğumuz, yapmaktan çok hoşlandığımız hatta yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız ve üstüne üstlük bize gelir getiren İngilizce’de “calling” olarak ifade bulan kavram.

Küçüklüğümüzde hayal dünyamız ile şekillendirdiğimiz,”büyüyünce ne olacaksın?” sorusunun cevabı netken, liseye gelip de özel zevklerimizle, hobilerimizle canlı bir muharebeye giren üniversite giriş sistemi ve değişken ekonomik yapısı ile çoğu zaman fırsatlar ülkesi olamayan ülkemizin koşulları bizi meslek-iş-kariyer üçgeninde kapalı tutuyor sanki. Aramızda sanat ya da spordaki bariz başarılarıyla yüz binlerin ya da milyonların önüne geçebilen tutku temsilcileri dışında aklımıza gelmez acaba “beni çağıran nedir?” diye sormak. Fen bilimlerinde başarılı olunca okulda mühendisliği seçmek, ezberimiz kuvvetliyse hukuk okumak, sosyal ve girişimci isek işletme okumak önceden yazılmış bir yazıdır.

Önce kendi hayatımda acaba ben neleri yapmaktan hoşlanıyorum, “beni çağıran nedir?” diye baktığımda gördüklerim daha sonra koçluk görüşmelerinde çalıştığım orta ve üst düzey yöneticilerle aslında aynı şeyi söylüyor. “Ben kimim?” sorusunun cevabı ve kişisel keşif, beni çağıran şeyi bulmak ve yaşamak öncesindeki ilk adım. Bu adımda keşfinizi renklendirecek bir güçlü alan testi, ya da yaşadıklarınıza istinaden kendinizi en başarılı, en motive ve mutlu hissettiğiniz, tabir yerindeyse dünyanın merkezinde hissettiğiniz zamanlara bakıp, sizi öne çıkaran, kendinizi ve çevrenizdekileri olumlu etkilediğiniz hikayeler çok enteresan açılımlar oluşturabiliyor aslında. Bu hikayeler, bir yandan güçlü yanlarınızı ortaya koyarken öte yandan içlerinde sizin önem verdiğiniz kavramlar değerlerinizi tanımlıyor. Bir kişi espri anlayışı, açık fikirlilik, öğrenme aşkı, sosyal iletişim becerisi gibi özellikleri güçlü alanları olarak ortaya koyabildiği gibi dürüstlük, başarı, gelişim, takdir, sağlık gibi değerleri de hayatında tutmanın önemini keşfederek çağrısını bulma yolunda ilk adımını atmış oluyor.

Pennsylvania Üniversitesi Profesörlerinden Dr.Martin E.P. Seligman’in Özgün Mutluluk adlı kitabında söylediği ve neredeyse tüm dünyada yaptığı araştırmalarla kanıtladığı gibi para, ülke, iklim, yaş, cinsiyet mutluluk seviyesini belirlemezken, sevgi, umut, şükran duymak, merak ve enerji gibi erdemler mutluluğu arttırabiliyor. Belki en çarpıcı kısmı ise hayatta “sizin çağrınızın” ne olduğunu bulup çalışma hayatınızı şekillendirip, bu erdemleri gözeterek de tüm yaşamınızı tekrar yapılandırmanızın olası olduğu. Bütün bu keşifleri; güçlü yanlar, değerler ve mutluluğu arttıran erdemleri düşünürken diğer çarpıcı bulduğum şey ise “çağrımızı” tam olarak tanımlamadan bazı işlere girmişsek bile onu tekrar canlandırmak mümkün. Hayat amacımızı, yani bu dünyadan aldıklarımızın yanı sıra ilişkide bulunduğumuz her bir kişi, topluluk ya da topluma, bizim ne katabileceğimizi bilmek ve güçlü yanlarımızı kullanarak iş yerimizde bu amacı gerçekleştirebilmek bizi “çağrımıza” yakın tutacaktır…